Kişilik Kuramlarının Kısa Özeti - 1 - Psikanalitik Yaklaşım
- Bilal Nadir

- 7 Mar 2023
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 18 Ara 2023
Psikanalitik yaklaşım, psikolojinin temellerini oluşturmuştur. Bugün bile hemen her kuramı etkilemektedir. Öyle ki sanattan siyasete, edebiyattan sinemaya tüm disiplinleri etkileyecek büyüklüktedir. Oysa sadece 150 yıllık bir geçmişi vardır.
Psikanalitik yaklaşım, Sigmund Freud tarafından 1800'lü yılların sonunda geliştirilmiştir. Freud aslında bir nörologtur. Dönemin önemli hastalıklarından birisi olan histerinin yalnızca fiziksel nedenlerle oluşmadığını fark etmiştir. O dönemlerde histerinin, görme bozukluğu, işitme bozukluğu ve eklemlerde uyuşma veya felç gibi rahatsızlıklarının fiziksel nedenlerden kaynaklandığı düşünülüyordu. Buna yönelik tedavilerin sonuçsuz kalması durumunda, histeri hastalarının, gösteriş için numara yaptıkları, aslında hasta olmadıkları bile söyleniyordu.
Freud, Paris'e Chargot isimli başka bir nörolog ile çalışmaya gittiğinde, Chargot'un hipnozla ilgili deneyler yaptığını gördü. Kendi hastalarında da hipnozu denedi. Bu denemeler sonunda, hipnoz altındaki histeri sorunu olan bireylerin, hatırlamadıkları (bastırdıkları) anılarını anlatmaları ile rahatsızlıklarından kurtulduklarını görmüştür. Böylelikle, Freud histeri hastalarının tedavisi için fiziksel çabalardan fazla psikolojik çabalara yönelmek gerektiğini anladı. Arkadaşı Breuer ile birlikte 1895 yılında "Histeri Üzerine Çalışmalar" isimli kitabını yayımladı.
Çevresinden aldığı yoğun tepkiye rağmen çalışmalarını sürdürdü. Öncelikle hipnozu kullanmanın birtakım sorunları vardı. Tutarsız ve kontrolsüz bir yöntemdi. Bu nedenle hipnozu bırakarak daha çok karşılıklı diyaloğa yöneldi. Bu konuşmalar sırasında hastaları zaman zaman anlamsız konuşuyordu. Freud bu konuşmaların bastırılmış bellekten geldiğini düşünerek, bu konu üzerine eğildi. Hastaların hatırlayamadığı konularda anlamsızda olsa ilk aklına gelen kelimeleri söylemesini istedi. Hatta "Psikanaliz Üzerine Beş Ders" adlı kitabında, çok ileri gittiğini ve hastasına "Elimi alnına koyacağım ve sende hatırlamaya başlayacaksın" dediğini anlatır. Anlattığına göre kendisini de şaşırtan bir durum olmuş ve hastası gerçekten de unuttuğu anılarını hatırlamış. Freud bu gibi cesur denemelerle çalışmasını geliştirdi. İlerleyen denemelerinde hastasının arkasına geçti ve hastasının dikkatini dağıtabilecek diğer şeyleri de karşısından kaldırarak, hastanın söylediği gelişigüzel kelimeleri not aldı. Serbest Çağrışım adını verdiği bu yöntemi geliştirmeye devam etti.
Yaptığı çalışmalarla kuramını inşa eden Freud, kişilik yapısının üç parçadan oluştuğunu ileri sürdü. Buna göre bilinç, bilinç öncesi ve bilinç altı, kişilik yapımızı oluşturmaktadır. Bilinç, farkında olduğumuz düşünceleri kapsamaktadır. Bilinç öncesi ise farkında olmadığımız ancak istediğimizde bilinç düzeyine getirebildiğimiz, hafızamızda tuttuğumuz bilgilerimizi kapsamaktadır. Sıkça söylenen buzdağı metaforunda, bilinç ve bilinç öncesi, buz dağının görünen kısımlarıdır. Freud özellikle buz dağının görünmeyen kısmı, yani bilinçaltı ile ilgilenmiştir. Bilinçaltı, tüm yaşantımız boyunca edindiğimiz bilgileri kapsar. Bunlar genellikle bastırdığımız bilgilerdir. Bu bilgileri istediğimiz zaman bilinç düzeyine getiremeyiz. Özel terapötik yöntemler ve travmatik yaşantılar bilinç altındaki bilgilerin dışarı çıkmasına neden olur. Bunların dışında günlük olarak farkına varmadan yaptığımız birçok davranış bilinçaltı bilgiden etkilenir. Freud, kişilik yapısının bu üç parçasının oluşturduğu modele Topografik Model adını vermiştir.
Freud, çalışmalarını ilerlettikçe, kişilik yapısını açıklamak için kullandığı topografik modelin yeterli olmadığını görmüş ve buna ek olarak Yapısal Modeli geliştirmiştir. Yapısal model id (alt benlik), ego(benlik) ve süperegodan (üst benlik) oluşmaktadır. Id (alt benlik) hayvani yanımızı yansıtmaktadır. Çocukluk dönemi, en güçlü olduğu dönemdir. Bu dönemde çocuklar bir şeyi ister ve sonucunun ne olduğunu bilmeden onu elde etmeye çalışır. Bir bebeğin hemen her şeyi almaya çalıştığını bilirsiniz. Zaman geçtikçe süperego (üst benlik) gelişmeye başlar. Kişinin ahlaki yapısının, bilgi seviyesinin artmasına bağlı olarak süperego güçlenir. Sağduyu veya vicdan olarak da adlandırabiliriz. Yaşam boyunca insanın önüne gelen şeylere karşı id (alt benlik) veya uzaklaşma davranışı gösterirken süperego tam tersi yönlerde hareket eder. Örneğin çalıştığı yerdeki kasada duran paraları id almak isterken, süperego almamayı ister. Ders çalışması gereken bir çocuğa, id çalışmamasını söylerken, süperego çalışmasını söyler. Ego (benlik) ise id ve süperego arasında bir denge görevi görür. Örneğin başkasına ait bir yemeği; id hemen yemek isterken, süperego kesinlikle yenmemesini ister. Benlik bu durumda id daha güçlüyle, yemeği nasıl alacağını düşünür. Yemeği gizlice alsa ve tamamen idin isteği yerine gelse bile süperego etkisini sürdürür. Pişmanlık, süperegonun bu gibi durumlarda kullandığı bir duygudur.
Freud, yapısal ve topografik modelleri etkileyen en önemli iki iç güdünün libido (cinsellik) ve thanatos (saldırganlık) olduğunu belirtmektedir. Başlarda Freud bu iki güdünün çatıştığını düşünse de ilerleyen süreçte bu iki güdünün birlikte de çalıştığını öne sürmüştür. Libido (cinsellik) iç güdüsü yalnızca erotik içerikleri değil, haz almaya yönelik tüm davranışları içermektedir. Thanatos (saldırganlık) iç güdüsü temelde kişinin ölme isteği ile ilgilidir. Ancak bu içgüdü kendine zarar verme olarak değil, başkalarına zarar verme olarak dışarı çıkar.
Benlik, başa çıkmakta zorluk yaşayacağı düşünceleri bilinçaltına göndermeye çalışır. Başa çıkılamayacak düşüncenin bilinçlilik durumuna gelmesi psikolojik rahatsızlıklara neden olur. Freud bu duruma nevrotik kaygı demektedir. Bu tip düşüncelerin bilinçaltına gönderilmesi için kişinin kullandığı teknikleri Freud, Savunma Mekanizmaları adı altında kategorileştirmiştir.
Bastırma: Adından da anlaşılacağı gibi, düşüncenin yok sayılması anlamına gelir. Freud'a göre en önemli savunma mekanizmasıdır. Travma sonrası kişinin bir şey hatırlamaması buna örnektir.
Yüceltme: Olumlu etkisi bulunan tek savunma mekanizmasıdır. Bilinaltına itilmeye çalışılan düşünce kullanılarak verimli davranışlara dönüştürür. Örneğin saldırgan alt benlik dürtüleri boks, fulbol gibi spor faaliyetlerinin yüceltilmesinde kullanılabilir.
Yer değiştirme: Düşünce ve dürtülerin, tehdit edici olmayan nesnelere yöneltilmesidir. İş yerinde patronu tarafından azarlanan bir kişinin, öfke dürtüsünü trafikteki insanlara, ailesine veya arkadaşlarına yöneltmesidir.
İnkar: Gerçeklerin kabul edilememesidir. Bastırma savunma mekanizmasında olay hatırlanmazken, inkar savunma mekanizmasında olay hatırlanmasına rağmen yok sayılır.
Karşıt tepki geliştirme: Bilinçaltına göndermeye çalıştığımız düşünce ve dürtülerin tersine davranışlar geliştirme çabasıdır. Örneğin, eşcinselliğe karşı olduğunu her ortamda sürekli ve sert bir şekilde söyleyen birisi, eşcinsel düşünce ve dürtülerini bilinçaltına itmek için bu davranışlarını geliştirmeye çalışıyor olabilir.
Akla bürüme: Karşılaşılan olayın duygusal etkisinden kurtulmak için mantıklı açıklamalar üretme çabasıdır. Kedinin uzanamadığı ciğere pis demesi gibi bahane bulmaktır.
Yansıtma: Kişinin kendisine karşı düşünce ve dürtülerini başkalarına yansıtmasıdır. Kendini beceriksiz ve yetersiz gören birisinin, çevredekilerin beceriksiz ve yetersiz olduğunu düşünmesidir.




Yorumlar